gönlüm uçmak isterken semavi ülkelere ayağım takılıyor yerdeki gölgelere

31/10/2009

AYRILIK GÜNÜ

Ben nice ayrılıklar gördüm ömrümce
Kuşlar gördüm; kırılmış kolu, kanadı
Ayrı düşmüş sevdiğinden kuşlar gördüm
Hiç bir ayrılık bana bu kadar komadı

Ayrılığın bir ağrıdır vurur şakaklarımda
Ve büyür gözlerimde bir okyanus kadar
Derinden ses verir içimde bir tel
Sonra, birdenbire kırılır, kopar

Yeryüzü çekilir altından ayaklarımın
Geçer başıma çöken bir tavan gibi gökyüzü
Durmadan çalınır kulaklarımda
Şarkıların en hüzünlüsü

Seni alıp uzaklara giden otobüs
Benim üzerimden geçer hışımla
Devrilir, bakakalırım ardından
Bir sel gibi akan gözyaşımda...

Artık ne yapsam boş, teselliler faydasız
Karanlık gitgide en derinlere çeker beni
Çaresiz, bütün sokaklarında bu şehrin
Böyle perişan beklerim dönmeni

Dolaşır birbirine yorgun ayaklarım
Ellerimi koyacak bir yer bulamam
Nereye gitsem, en koyusu acıların
Ne yana baksam, çıldırtan bir akşam

İstemem ben bu ömrü, bu talihi istemem
Böyle durup durup senden ayrılmak varsa
Orada bir mezar kazılır benim için
Ayrılığın nerede başlarsa.

30/9/2009

dayan yüreğim

Hedef olup vursan da
Özenli sözlerin oklarıyla
Süslemedim harfleri
Adını oluşturanların dışında
Dökmedim yüreğimi
Kimsenin gözlerine
Ey aşk beni yağmala
Ateş et arka arkaya aşk
Beni tara
Bitsin hiç bir şey umrumda deil
Dağlarım yaralarımı çabuk geçsin
Öğrenirken hasretinle sevişmeyi
Göz yaşlarım akabilirler özgürce
İçimde öyle güzelsin ki
Onu kirletmeyeceğim seninle

Bağlasan durmaz göndersen gitmez
Laftan anlamaz sözümü dinlemez
Başına buyruk duyguları savruk
Beni bana kırdıran
Bu gönül canıma düşman
Yanıyor bedenim acıyor içim
Yoktan anlamıyor benliğim
Bitmiyor geceler
Geçmiyor günler
Adı aşk bu eziyetin
Dayan yüreğim dayan
Dayan yarına inan
Gün gelir acılar ezberlenir
İyileşir zamanla yaran
Anlar mı hiç seni
Yanarak mum gibi, eridiğini
Sen aşıksın o
Kör hevesin kalıcı misafiri

16/9/2009

Sana sevmeyi öğrettim… Ama sen beni sevmedin…

Bir Eylül günü… Susmak için yazıyorum bu sefer…Şehrin ortasında kalan yanımdan bahsediyorum… yani, senden, yani bizsizlikten çoraklaşmış kelimelerimden… Yani kirli bir peçete gibi buruşturduğun adımdan, yani sevdama ağıtlar yakan çocuk yüreğimden, yani ellerimle mezara koyduğum yanakları al al kızımdan, yani gidişinin tamda eylül tadından…



Kırgınım üstelik sana… Beni geceye mahkum eden her faniye olduğundan daha çok… Kendimi ararken kör karanlıkta, elma dedim, ölüm çıktı karşıma… Oysa sen “işte bu sana ölümlerine bedel” dediğim “mucizemdin” hafızamda aşk var, karıştırıyorum galiba… Mucizeler güzel bitmez miydi?



Her hangi iki insanın karşılaşamayacağı gibi karşılaşmıştık seninle. Birbirine kıyısı olmayan kentleri komşu yaptık önce. Ve sonra daldım gözlerine. Gri kentlerin beyaz çocukları kadar siyahtı gözlerin… ellerin üşürdü, ağlardım… ellerin üşürdü, yanardım…



Kırgınım sana… bir oyunun tamda ortasındaydım. Saklanıyordum içimden. Kaçıyordum… Sobelemeye hiçte niyetim yoktu üstelik. Adımı geceydi ve gece saklıyordu yara izlerini. Sonra gökyüzünden bir cemre düştü ışıl ışıl. Aydınlandım, yakalandım, sobelendim… Artık yaralarım belli oluyordu… Gözyaşı ile karışık bir acıma tadında uzattın ellerini… Anne tarafına denk gelmiştim sanırım. Kabuklarım vardı ya; kan oldu şimdi…



Masal dedim, olsa olsa masal dedim sana. Çünkü hiçbir şefkat bu kadar acıtmıyordu canımı ve hiçbir şehir ben olmuyordu sen olmayınca. Mekansızdım yani ama geceydim. Bütün şehirlerin üstüne seriliyordum her günbatımında ama senin şehrine gün olan başkaydı, gün tadındaydı ve gece lüzumsuzdu…



Kırgınım sana güzel insan… Bir tek sen bilirdin yarımlığımı. Beni sahiden leyleklerin getirdiğini ve en az bir leylek ailesi kadar yuvaya sahip olduğumu bir sen bilirdin. Anne ve baba diyemeyişimi leyleklerin dilsizliğine verdiğimi bir sen bilirdin. Gene saçmalıyorum sanırım.. öyle ya seni ne kadar sevdiğimi de bilirdin…



Hani koşarak, kaçarak gelirdin bazen… Neden demezdim; öylesine derdin. Anlat derdim; Susardın. Susma derdim; ağlardın. Ağlama derdim. Niye derdin. Boğuluyorum derdim; Susardın… Niye sustuğunu bilirdim, ağlardım… çaresizdim.



Kırgınım sana işte… Neden deme… Kırılacak kadar olan hiçbir şeyim yokta onun için. Beyaz sen kadar kimseye yakışmıyor ; onun için, aynalar canımı acıtıyor, gece artık beni saklamıyor ve kızım, Kardelen’im ölüler ülkesinde karlar altında üşüyor onun için.



Hadi yüzüne o maskeyi tak şimdi. Çehren değişsin. Bana yabancı olduğun maskeyi tak. Adım yine önemsiz bir harf dizilimi olsun. Hadi tak o maskeyi şimdi. Gözündeki izlerimi silsin.



Belki de kırgınım sana. Öyle bir gittin, karanlık daha bir kör buralarda. Faili belli bir intiharsın şimdi. Avazım çıktığı kadar bağırsam ne değişir. İç kanamalı susmalar düştü payıma. Darağacındaki kelimelerim intikam peşinde yüreğimden ve sen ne de olsa bir şehrin her hangi bir yerinde, kimsenin görmediği kan izleriyle elindeki resmi yırtıp rüzgara bırakan, gözyaşı Kızıldeniz bir yabancısın şimdi…




Şairin dediği gibi : Nerden baksan tutarsızlık, nerden baksan ahmakça…



Ve yazacaklarım bitmedi… Ölürsem belki…


Kahraman Tazeoğlu

9/8/2009

Seni Çok Seviyorum

bir parçanı bırakıyorum
dokunduğun heryerde

parmak izilerim gibisin
sevdiğim ellerinde

yaprak yaprak döküldüğüm
ilmek ilmek söküldüğüm
düğüm düğüm çözüldüğüm
seni çok seviyorum

umut umut sarıldığım
çocuk çocuk darıldığım
fidan fidan kırıldığım
seni çok seviyorum

gitme desen ölüyorum
sende hep kalıyorum
gözlerin güze dönmüş
bakışınla kuruyorum

yaprak yaprak döküldüğüm
ilmek ilmek söküldüğüm
düğüm düğüm çözüldüğüm
seni çok seviyorum

umut umut sarıldığım
çocuk çocuk darıldığım
fidan fidan kırıldığım
seni çok seviyorum

28/7/2009

BOŞLUĞUNU SOLUDUĞUN HAYAT

Öğrendiğin her şey,
Susup arkanı döndüğün.
Yenildiğini unutup,
Güzelliğini sonuna dek yaktığın her şey
Seni senden kurtarmıyorsa
Ne anlamı var sana hayatının sevgili…
Masumiyetin kimi zulümden kurtardı, söylesene
Hem bu arzuda onun adı bile geçmez…
İstikbalin sıradan bir ayrıntı
Bu telaşta…
Ne yapsan göğsünde hayatında yabancı bir zaman
Birikiyor…
Borçlu değilsin ömrüne üstelik…
Ama ne yapsan boşluğa açılan
Bir kapı oluyor hayat,
Ne yapsan büyüyor o boşluk…
Ne yapsan suçlu değilsin,
Sadece yerçekiminden muafsın…
O derin ıstırabınsa
Seni hayata alışmaktan koruyor sadece…
Oysa bu bile umurunda değil…
Geleceğin ellerinde sıcaklığı üşüyen
Bir mum sadece…Gördüm…
Geleceğin ellerine yapışan o soğukluk…
Durmadan ömrüne yapışan o gerçeği soluyorsun sen…
Durmadan o aşkı soluyorsun…
Durmadan ciğerlerini yakan o büyük
CEZMİ ERSÖZ
« Önceki ::